Görsel Algılama Ders Notları

 

Algı Nedir?

 

Algı, bir duyu organımızda tepki uyandıran enerjidir. Bu enerji kimyasal veya fiziksel olabilir. Değişik uyaranlar değişik duyularımızı hedef alır. İnsan organizmasının duyu organlarının her birinin kendisine göre alt ve üst sınıra sahiptir. Duyu organları enerji değişimini fark edebilen özelleşmiş organlarımızdır. Kabaca duyu organlarımız beşe ayrılmaktadır.

 

 

Görme duyusu
İşitme duyusu
Deri duyusu
Kimyasal duyular
Durum duyuları

 

Biz dış dünyayı algılamakla tanırız. Başka bir deyişle dışımızdaki gerçekliğin bilgisini bize algılar verir.

Mesela sınıftaki öğrencileri görürüm; içtiğim çayın tadını alırım;
dersin sona erdiğini bildiren zilin sesini duyarım.
Bunların her biri bana bir nesne ile veya bir olayla ilgili bilgileri verir.

Bize bu bilgileri duyumda verebileceği akla gelebilir. Ancak duyum bir duyum organının uyarılmasıyla meydana gelen basit bir olaydır.
Duyu organının çevresinden gelen etkiye yaptığı bir tepkidir. Başka bir deyişle duyum henüz bir bilgi haline gelmemiş olan olaydır.

 

Mesela, dilin tat alması bir duyumdur.
Bunun çay tadı olduğunu anlamamız algıdır.
Kulağın bir ses işitmesi bir duyumdur.
Bunun dersin sona erdiğini bildiren zilin sesi olduğunu anlamamız algıdır.
Görülüyoki algı duyulabilir bir niteliğin ortaya çıkmasından ibaret basit bir şey değildir.

Algı, eşyanın mekanda belli bir yere yerleştirilmesi, bir bütün olarak meydana çıkarılmasıdır.
Mesela benden 4 metre uzakta duvarda asılı olan levhanın bir biyoloji levhası olduğunu belirtmem
veya bir metre uzağımdaki tahtanın yazı tahtası olduğunu söylemem onları algılamam demektir.

 

Görülüyor ki, algılama, insanın çevresindeki nesneleri, nitelikleri, ilişkileri duyu organları yoluyla tanıması, anlaması, anlamlandırmasıdır.

Bundan dolayı küçük bir bebek için algılama söz konusu olamaz. Bebek için sadece duyumlar vardır.

Eskiden algıyı şu şekilde tanımlarlardı:
Algı, belli bir nesneden alınan ayrı ayrı duyumların organize edilmesi, hayal ve hatırlamalarla tamamlanıp yorumlanmasıydı.

Bu görüşe göre algı, ayrı ayrı duyumların bir toplamı idi. Ayrıca ses , renk, çizgi şeklinde alınan duyumları da mesela şarkı, ağaç ve tarla şeklinde yorumlamak gerekirdi.

Günümüzde bu görüş önemini kaybetmiştir.

 

Şimdi Geştalt ekolünün görüşü geçerlidir. Bu ekolün başlıca temsilcileri

Max Wertheimer,
Kurt Koffka ve
Wolfgang Köhler’dir.

Bunlar algı ile duyum arasında bir ayrım yapmayı kabul etmezler. Onlara göre algı duyumların bir toplamı değildir; her algı bir bütünün doğrudan doğruya kavranmasıdır. Nesneleri bir bütün, birbirleriyle birleşmiş bir şekil olarak algılıyoruz. Örneğin bir imseyi onun göz, kaş ve saçlarından aldığımız duyumlarla, burun, kulak ve alın yapısından aldığımız duyumları birleştirerek tanımayız.

Çünkü gözlerinin yeşil veya burnunun kalkık olduğunun farkına varmadan da o kimseyi tanırız. Öyleyse bir nesneyi tanımak, onu bünyeleşmiş bir bütün olarak kavramak demektir. Buna göre algıyı şu şekilde tanımlayabiliriz:

Algı, nesnelerin bünyeleşmiş bütünler şeklinde kavranmasıdır.

İşitme Algısı 1/2
Algılar, ferdin eski yaşantılarına yada bilgilerine göre şekil alırlar. Bu sebeple, algı, bir kişilik tepkisidir.
En önemli belirtisi de duyumların, belli bir nesne ve şekli ait olduğuna dair bir bilinç halinin kişide ortaya çıkmasıdır.
Bunun için, kişide, bir şeyin algısı oluştuğu zaman, o şeyi tanıyor, biliyor demektir.

 

Duyu organları yoluyla alınan duyumların neye ait olduğu fert tarafından bilindiği yada tanındığı anda, duyumların bir yorumlanması söz konusudur.
Bu sırada alınan duyumlar bir örgütlenmeye ve sonuç olarak ta bir olguya dönüşür. Kulağımıza gelen bir sesin Ali’nin sesi olduğunu bildiğimiz zaman Ali’nin sesinin algısına sahibiz demektir. Bu durumda işitme duyumu yerine “işitme algısı” ndan söz edilir.

 

Tam Algı 1/3
Algılar, kişinin hayata uyumu için son derece önemlidir. Bir kişi, bir nesne yada olaya ait ne kadar çok duyuma sahip olursa, o nesne yada olayı o kadar kolay ve sağlam algılar.

Mesela, limonun şeklinin görme organı olan gözle görülmesi, yumuşaklığının elle anlaşılması, tadının tatma organı olan dille belirlenmesi, kokusunun koklama organı olan burun ile anlaşılması hep birer duyumdur. Bu duyumlar zihinde birleşerek örgütlenme sonucu kişide “limon” algısı meydana getirirler

 

artık “ limon” dendiği zaman, biz, onun çeşitli duyu organı aracılığıyla aldığımız çeşitli özelliklerini hatırlayabiliriz. Gözümüzle uzaktan da görsek onu tanıyabiliriz. İşte böyle durumlarda “tam algı” dan söz edilebilir.

 

Bir cinse ait olan çok çeşitli algıların ortak yönlerinin soyutlama ve genelleme yollarıyla bir araya getirilmesiyle de “kavram” oluşur.

 

Algı ve Kavramlar : 1/2
Bir cinse ait olan çok çeşitli algıların ortak yönlerinin soyutlama ve genelleme yollarıyla bir araya getirilmesiyle de “kavram” oluşur.

Değişik tipteki limonların değişik algıları vardır. Bunların öğe ve özelliklerinin soyutlanması ve genellenmesi sonucunda zihinde bir “limon” fikrine ulaşılır ki, işte bu “limon” kavramıdır. Biz, kavramlar vasıtasıyla düşünürüz. Kelimeler, kavramanın birer sembolüdür. Dilde, özel isimler dışında, konuşulan hemen her kelimenin bir kavaramı vardır. Bir kavramı, kelimelerle ifade etmeye çalıştığımız zamanda da “tanım” yapmış oluruz.

 

Algının Özellikleri : Algıyı, ferdin çevresine yaptığı anlamlı, sistemli ve toptan bir tepki olarak tanımlamıştık. Bunun bu şekilde olması, rasgele değil, belirli ilkeler çerçevesinde olmaktadır.

Bunlara “algının özellikleri” denir.

Algının özelliklerini 4 grupta inceleyebiliriz.

 

1. SEÇİCİLİK :
Fert, kendisine gelen uyarıcıların hepsini seçmeye muktedir değildir. Algılamanın olabilmesi için kendisine gelen uyarıcılardan bir kısmını seçer, bir kısmını seçmez. Seçilecek algıları etkileyen başlıca iki faktör vardır :

a) Ferdin ilgi ve dikkati

b) Uyarıcının özelliği. Birincisine göre fert ilgi duyduğu veya kendisi için önemli olan nesne ve olaylara yönelir. Bunları seçer. İlgi duymadıklarına veya kendisi için önemli olmayanlara da duyarsız kalır. Bu gibilerin algıları, onda belirli belirsiz bir biçimde oluşur.

 

Herkesin, yeni bir ortama girdiği zaman, mesleği ile ilgili araç ve gereçlere olaylara dikkat etmesi bundandır.
Bir büyük mağazaya giren ayakkabıcı ayakkabılara,
bir oyuncakçı da oyuncaklara dikkat eder.
Böylece dikkat en önemli bir seçicidir. Ayrıca ferdin ihtiyaçları beklentileri ve öğrenme durumu da algılamayı etkiler.

Kişi aç iken, yiyecek maddelerine; susuz iken içecek maddelerine karşı daha duyarlıdır. Bunlarla ilgili bir söz yada hareketi diğerlerine kıyasla, daha çabuk algılarlar.

Daha önce belli bir alanda bir eğitim görmüş olan bir kimse, yeni öğrendiği herşeyi eskileri ile karşılaştırır. Yeni bilgiler eskilerinin etkisi altında öğrenir.

 

2. Değişmezlik :

Zihnimiz bir nesne yada şekli değişik durumlarda da olsa hep aynı biçimde algılar. Biyoloji derslerinde öğrendiğimiz üzere, bir cisimden yansıyan ışık ışınları göz bebeğinden geçtikten sonra, onun imgesi, ters olarak, gözün ağ tabakasına düşer. Buna rağmen biz cismi dışarıda ki gibi doğru olarak algılarız.

Yine, bunun gibi, uzaklarda ki bir cismin imgesi gözümüzün ağ tabakasına çok küçük olarak geldiği halde biz onu aşağı yukarı aynı boyutlarında algılarız.

Yakın mesafelerde ise o cismin enini boyunu yaklaşık olarak tahmin bile edebiliriz.

Yine bir cisim fotoğrafta olduğu gibi değişik görünüşlerde iki boyutlu olarak gözümüze ulaştığı halde, biz onu üç boyutlu görürüz. Bütün bunlar, görülen bir cismin, zihin tarafından yeniden örgütlendiğinin ve yeniden yorumlandığının bir belirtisidir.

Böyle bir özelliği olmasa, her şey her durumda bize hep yeni gibi gelir ve bu durumda da çevremize uyumumuz zorlaşır.

 

 

3. Örgütlenme ve Gruplanma: 1/3

Bir nesne yada şekil algılanırken, anlamlı hale getirme sonucu, zihin ayrıntılar üzerinde durmaz. Kişini tepkisi bütüne aittir ve toptandır. Bir metin okunurken tek tek kelime ve harfler üzerinde durulmaz. Önemli olan o metnin anlamıdır.
Bunu yaparken zihin belirli ip uçlarından yararlanır. Yine melodi dinlerken o melodiyi teşkil eden notalar hiç dikkate alınmaz.
Melodi toptan algılanır. Bunu yaparken zihin, gördüğü, işittiği vb şeylerden bir takım anlamlı bütünler oluşturur.

 

Bunlar şekil – zemin algısı, gruplama ve tamamlama gibi durumlardır.
Şekil – zemin algısında nesne kimi zaman şekil, kimi zamanda zemin esas alınarak algılanır. Bu durum zihni bir örgütlenmenin sonucudur.

 

 

4. Derinlik:
Gözün ağ tabakası, fiziki olarak gördüğümüz nesneleri sağ, sol, yukarı-aşağı gibi iki boyut üzerine görme kabiliyetine sahiptir. Fakat, buna rağmen biz üç boyutlu olarak algılarız. Bunu sebebi zihnimizin görme ile ilgili bir takım ip uçlarından yararlanmasıdır.
Bunların başlıcaları gölgelerin varlığı, görülen nesne ile göz arasında başka nesnelerin varlığı, ışık etkisiyle nesnelerin açık ve sisli olarak görülmeleri, değişik yüksekliklerin olması ve nihayet, iki gözün birlikte çalışmasının verdiği sonuçtur.

 

Işığın geliş yönüne bağlı olarak, gölgeler birer derinlik algısı yaratırlar.
Havanın açık ve sisli olmasına göre, nesneler, yakın ve uzak görünürler :
Puslu havalarda cisimler, uzak ;
açık havalarda da yakın görünürler.

Bir fotoğrafta, ön sıradan sonra, ikinci sırada başka resimler olursa , üçüncü sıradakiler daha uzak görünürler.
Yüksek olan nesneler kendilerinden alçak olanlara göre daha uzakta imiş gibi görünürler.

 

Doğrusal perspektifte büyüklükleri bilinen nesneler uzakta iken birbirlerine daha yakın gibi görünürler :

Demir yolu üzerinde bulunan raylar, uzakta birbirine kavuşuyor gibi görünürler. İki gözün birlikte çalıştığı durumlarda da gözler, nesnelere iki göz arası kadar farklı açılara da bakarlar. Açılarda ki bu farklılık ağ tabakada uymazlık olayını yaratır. Bu olayın derinlik algısını oluşmasının da bir rolü olduğu tespit edilmiştir.

 

ALGI YANILMALARI

Algının yukarıda ki özellikleri, zaman zaman, algı yanılmaları adı verilen olaylara da sebep olmaktadır. Ayrıca algı alışkanlıkların inançların ve hissi eğilimlerimizin etkilerine karşı çok duyarlıdır. Bu sebeple tek yönlü olan tam algı niteliği taşımayan algılarımızda yanılmalar olmaktadır.

 

Nesne ve şekilleri teker teker değil, bir bütün olarak algılamamızın sonucudur. Bu sonuç bazı durumlarda yanılmalara sebep olmaktadır. Çünkü, ayrıntı, bütünün içinde kaybolmaktadır.

Diğer duyu organlarımızla ilgili yanılmalarda da aynı durum söz konusudur. Bunlarla ilgili olarak ta şu örnekleri verebiliriz.

 

1-
Bitişik odada, bir kimse bulunduğu duygusuna kapılırsak, oradan gelen sesleri insan sesi olarak algılarız

 

2-
Siste yada alacakaranlıkta meydana gelen olayları o sırada bize hakim olan peşin hükümlerin etkisi altında değerlendiririz.

 

3-
Heyecanlı bulunduğumuz bir sırada gördüğümüz ve işittiğimiz şeyler, normal haldeki bulunduğumuz zamankinden daha farklı algılanır.

 

4-
Hurafelere inanan bir kimse, gece yolda giderken gördüğü beyaz elbiseli birisini hayalet olarak algılar.

 

5-
Rüyalarda algının esnekliğini arttırır. Rüya sırasında iç organlarımızda meydan gelen bir rahatsızlık, insana bir hayvanla dövüşme rüyası gördürür. Ayrıca bilinç altı faktörlerde rüyalarımızı etkiler.

 

Yukarıda sayılan yanılma çeşitlerinde eski alışkanlıkların inançların ve duygu niteliğinde olan eğilimlerin rolü açık olarak görülmektedir. Buradan şu sonuca varabiliriz. Duyumlarımız hiçbir zaman tek başına kalmazlar. Algı haline gelirken kendisi ile ilgili olan büyük bir sistemin içine girerler ve sonunda da bu sisteme göre değerlendirilerek anlamlı bir hale gelirler.

 

Mesela illüzyonistler yarattıkları maddi ve manevi ortamın etkisiyle ayrıntıların algılanmasını bozarlar ve durumun yarattığı mantık ve alışkanlıklar çerçevesinde, belirli bir şekli bize telkin etmeye çalışırlar.

 

ALGIDA BELLEĞİN ROLÜ

Bir şeyi öğrenmemiz algılama ile mümkün olduğu gibi, eski öğrenmelerimizde algılarımızın oluşmasını etkiler.

Uzayı algılarken, uzaydaki bir nesneyi, baş aşağı olarak değil de doğru olarak algılamamız bundandır.

Bu bizim ilk öğrenmelerimizin bir sonucudur.

Algının yukarıdaki özellikleri doğuştan mıdır,
yoksa sonradan mı kazanılmıştır
?

Bu soru psikologları uzun süre meşgul etmiştir. Son araştırmalar, bunların bir kısmının doğuştan, bir kısmının da sonradan kazanıldığını göstermiştir.

Belleğimizin de nesnelerin algılanmasındaki rolü büyüktür. Denilebilir ki, biz, şimdiki zamanda olanları, geçmiş zamanın önemli deneyimlerinden yararlanarak algılarız. İnsan, görmekte olduğu şey ile ne görmesi gerektiğini düşünür.

 

 

Böylece kendisine karşılaştırma yapabileceği bir başka şey arar. Bu da çok kez imgeledikleri ya da daha çok olmak üzere geçmişteki deneyimleridir. Bunun için, öğretimde öğretilen her şey daha önce öğretilen eski şeylere bağlanmaya çalışılır.

 

SUNU SONU SON

 

IKİNCİ SUNU İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ....